BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR... - Blogcu



Photobucket
Photobucket
BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...

Blog Ekle

"DOĞUM GÜNÜM"

 

YENİ BİR YAŞ DAHA ALDIM;)

SAĞLIK-HUZUR-MUTLULUKLA VEEEEEEEEEEEEE SEVDİKLERİMLE

GÜZELLİKLERLE GEÇİRECEĞİM

GÜNLER DİLİYORUM...

EĞER BİR SORUN YAŞIYORSAM VE ÇÖZÜMÜ VARSA TANRIMA

TEŞEKKÜRLER...

SAĞLIĞIM İÇİN, YAŞADIKLARIM,YAŞAYACAKLARIM İÇİN TANRIYA

ŞÜKREDİYORUM...

AİLEME-ARKADAŞLARIMA-DOSTLARIMA-ÖĞRENCİLERİME-

SEVDİKLERİME TEŞEKKÜRLER...

Dün sevgili yeğenim Şeyma ve annemle küçük bir kutlama yaptık.

Bu gün Pembe Güç Derneği toplantımızda

Sevgili Özlem AYSOY hoş bir süpriz yaptı.

Emekleri ve zarif düşüncesi ayrıca keyifli paylaşımlar için teşekkürler...

Sevgiler...

L.G.E

Sn. Yasemin Soysal, zihnin beden üzerindeki etkilerini

bizimle paylaştı.

Ps: pastamız Pembe güç derneği üyelerine özeldi;)


Tarih: 23:06, 6.2.2010 Kategori: kutlama
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

DOSTLARA...

 

"MEVLANA'DAN"

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum. Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi... Ağladım. Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu... Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi... Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra... Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi...

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde... Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu...

Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da "lezzet" kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.

Olur ya ...

Kalp durur ...

Akıl unutur ...

Ben dostlarımı ruhumla severim.

O ne durur, ne de unutur ...

MEVLANA


Tarih: 22:09, 5.2.2010 Kategori: Yasam
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR DÖNEM KAPANDI!

 

 

REFET ANGIN ANISINA...

 

 

İstanbul'da göreve başladığım yılda tanıdığım

Eğitimde liderliği-insan sevgisi-hizmet aşkı ve inanılmaz hafızasına hayran olduğum örnek insan'ı saygıyla anıyor

Tanrıdan rahmet diliyorum...

EĞİTİMCİLERİN BAŞI SAĞOLSUN...

L.G.E

 Refet Angın, (d. 18 Mart 1915 - Gelibolu, Çanakkale, o. 30 Ocak 2010)

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın öğretmenlerinden. Gelibolu'da Emmiyet Amiri Hafız Şerif Bey'le Halime Hanım'ın üç çocuğundan en büyüğü olarak 1915'de dünyaya geldi. Babası bir Kuvay-i Milliye üyesidir. Mustafa Kemal'in arkasından Anadolu'ya gidip orta cephede üç yıl savaşmıştır. İlk okul denemesini mahalle mektebinde yaşayan Angın, bu sistemdeki eğitime ancak iki gün dayanabilmiştir. Okuma yazmayı annesinden öğrenen Refet Angın, Cumhuriyetin ilanı ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'ndan sonra Gelibolu'da açılan iki okuldan biri olan Cumhuriyet Okulu sınavını kazanarak okula üçüncü sınıftan başlamış, henüz küçük bir çocukken öğretmen olmaya da karar vermişti. Mustafa Kemal Atatürk ile yolları bir çok kez kesişen Refet Angın, birinci karşılaşması olan ilk okul yıllarında Atatürk'ün "Büyüyünce ne olacaksın çocuk?" sözüne, "Öğretmen" diye cevap verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir ve Atatürk'e "Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte" dediğinde, Atatürk onun Gelibolu'daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. 'Matematik' cevabını alınca "Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir" sözü üzerine Refet Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir. 1955 - 1975 yılları arasında Ankara'da görev yapan Angın, Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi Müdüreliğini de yürütür. Daha sonraki meslek hayatını İstanbul'da sürdüren Angın, Atatürk'ün 100'üncü yaş kutlamalarında görevlendirilir. İlk Öğretmenler Gününde ise yılın öğretmeni seçilir. Tarih öğretmenliğinden 1982'de emekli olan Refet Angın, Yıldız Teknik Üniversitesi senatosunun 29 Haziran 2006 tarihinde aldığı kararla onursal doktora ünvanını, yapılan bir törenle almıştır. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünde  Bakanlık Danışmanı olarak görev yapmıştır. Ayrıca İstanbul Kağıthane'de adına kurulmuş bir ilkokul vardır. Hürriyet Mahallesi içindedir. Okul 2 binalıdır.Ayrıca Hayat Bilgisi dizisinin bir bölümünde - dizide - Afet Güçverir'in öğretmeni olarak karşımıza çıkmıştır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Refet ANGIN adresinden alındı.


Tarih: 19:25, 31.1.2010 Kategori: Yasam
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR ÇİÇEĞİN PEŞİNDE...

SEVGİLİ ARKADAŞLAR,

BENİ ÇOK DUYGULANDIRAN BU ÖYKÜYÜ OKUMANIZI İSTERİM.

GERÇEK SEVGİYİ UNUTANLARA...

L.G.E

Kocam bir mühendisti. Onunla sakin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim.

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sükûnet beni yormaya başlamıştı.

Eşimin bir zamanlar çok sevdiğim bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hatta aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir

çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, evliliğimize

romantizm katamaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da

açıkladım: Boşanmak istiyordum. şaşkınlıktan gözleri açılarak “Niye?” diye sordu.

“Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, “sadece yoruldum.” Bütün gece ağzını bıçak   

açmadı. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

O ÇİÇEĞİ SENıN İÇİN KOPARAMAZDIM Sonunda sordu: “Seni caydırmak için ne

yapabilirim?” “ışte mesele tam da bu” dedim. “Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna

edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.” “Diyelim bir uçurumun kenarında bir çiçek var.

O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ

ölümüne mâl olacak. Bunu benim için yapar mısın?” diye sordum. “Sana bunun cevabını

yarın vereceğim” dedi. Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak

masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. “Sevgilim” diye başlıyordu, “O çiçeği

senin için koparmazdım”... Okumaya devam ettim. “Çünkü her zaman yaptığın gibi

bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu

tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var. Anahtarları her zaman evde unuttuğunu

bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiği için bacaklarıma

ihtiyacım var. Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu

gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var. Sadık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep

olduğu karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var. Sabahtan

akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan,

yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında beyaz telleri ayıklayabilmem, çiçeklerin

renginin gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime

ihtiyacım var. Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği

senin için koparırım bitanem.” AŞK HEP ORALARDA BİR YERDEDİR Baktım, mektuptaki

yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Gözyaşlarım mektuba düşüyordu. “Mektubu

okuduysan ve kalbin ikna olduysa lütfen kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve

taze sütle kapıda bekliyorum.” Koşarak kapıyı açtım. Ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek

ve sütle kapının önündeydi.Artık çok iyi biliyordum: Beni ondan daha çok kimse sevemezdi.

O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim. ışte bu gerçek aşktı. Çiçekler ve

romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse

de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.


Tarih: 22:51, 30.1.2010 Kategori: Yasam
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

TEKNİK DESTEK!

Gönlünüzce güzellikler dileğiyle...

Yeni kullanılan teknolojik aygıtlar zaman zaman insanları arayışlara yönlendirir. Bilgisayar ve internet kullanımında yeni ve acemi olanlar sıkca teknik desteğe ihtiyaç duyarlar ve Teknik destek ve müşteri arasında aşağıdaki türden konuşmalar geçer.

Keyifle ve sorunsuz kullanım dileğiyle sevgiler...

L.G.E

 

Önceleri zengin ailelerin evinde olan bilgisayar artık heryerde.

Bırakın evleri ceplere bile girdi. Ancak bu hızlı yayılma firmaların teknik destek birimlerine adeta zulüm olarak geri döndü...

İşte yaşanmış örnekler;

Tek.Des: Nasıl bir bilgisayarınız var Ömer bey?

Müşteri : Beyaz

Tek.Des: Ekranınızın solundaki “Bilgisayarım” ikonunu tıklar mısınız?

Müşteri : Sizin solunuz mu benim solum mu?

Tek.Des: Günaydın. Size nasıl yardımcı olabilirim?

Müşteri : Merhaba. Yazıcım çalışmıyor da…

Tek.Des: Anladım. “Başlat” tuşuna basar mısınız?

Müşteri : Arkadaşım! Ben Bill Gates değilim. Bana öyle teknik konuşma!

Müşteri : Merhaba. Ben Aysu. Bilgisayarımdan çıktı alamıyorum.

Her deneyişimde “yazıcı bulunamıyor” diye bir ikaz yazısı çıkıyor.

Yazıcıyı kaldırdım ekranın önüne koydum hâlâ “yazıcı bulunamıyor” diyor.

Müşteri : Yazıcımdan renkli çıktı alamıyorum. Bir şeyi eksik mi yapıyorum acaba?

Tek.Des: Yazıcınız renkli mi?

Müşteri : Aaah! Afedersiniz ya…

Tek.Des: Şimdi ekranınızın üzerinde ne var hanımefendi?

Müşteri : Eşimin doğum günümde hediye ettiği ayıcık. Niye?

Müşteri : Klavyem çalışmıyor.

Tek.Des: Bilgisayara bağlı mı acaba?

Müşteri : Bilgisayaın arkasına ulaşamıyorum.

Tek.Des: Klavyenizi elinize alın ve on adım geri gidin.

Müşteri : Tamam. Tek.Des: Klavye sizinle geldi mi?

Müşteri : Evet. Tek.Des: Bu klavyeniz bilgisayara bağlı değil demek oluyor.

Müşteri : A-a! Masada bir klavye daha var… Hah! Bu çalışıyor.

Tek.Des: Şifrenizi söylüyorum: küçük c büyük a küçük n 7 Müşteri : 7 büyük mü küçük mü?

Müşteri : Nete giremiyorum. (dial-up dönemi)

Tek.Des: Parolanızı doğru girdiniz mi acaba?

Müşteri : Tabi. Arkadaşımın girdiği parolanın aynısı girdim.

Tek.Des: Arkadaşınızın girdiği parola neydi?

Müşteri : Beş yıldız.

Tek.Des: Hangi anti-virüs programını kullanıyorsunuz efendim?

Müşteri : Windows Tek.Des: O anti-virüs programı değil efendim.

Müşteri : Afedersiniz; internet explorer`dı.

Müşteri : Çok büyük bir problemim var. Arkadaş bilgisayarıma bir ekran koruyucu koydu.

Ama mouse`ı oynatınca kayboluyor ya!

Müşteri : Merhaba ben Ayşe. Disketimi yuvasından çıkaramıyorum da…

Tek.Des: Çıkartma düğmesine bastınız değil mi?

Müşteri : Elbette. Sıkıştı herhalde.

Tek.Des: Tamam hanımefendi not alıyorum. Bir arkadaş gelir bakar.

Müşteri : Bi dakka! Disket henüz yuvasına koymamışım masanın üzerinde duruyor. Afedersiniz.

Tek.Des: Buyurun efendim?

Müşteri : Eee! İlk defa mail gönderiyorum da…

Tek.Des: Tamaam! Ben size yardım edeyim. Müşteri : Adresteki “a”yı yazdım da çevresine daireyi nasıl çizeceğim?


Tarih: 21:05, 28.1.2010 Kategori: Yasam
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->



Technorati Profile


Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
Image Hosted by ImageShack.us
Tasarım