BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR... - Blogcu


86.yil
TÜRKİYE CUMHURİYETİ 86 YAŞINDA
Photobucket
BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...
Blog Ekle

DEPREME KARŞI ÖNLEMLER.


                                   kandilli
Sevgili Arkadaşlar,
Bu hafta içinde Boğaziçi Üniversitesi Kandili Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü' ne inceleme gezisi yaptık. Deprem kuşağında yaşamamız sebebiyle unutulmaması gereken konulardan biri "Depreme Karşı alınması gereken önlemleri bilmek" Fotoğraflarla birlikte hatırlatmak amacıyla bu önlemleri bir kez daha okumakta yarar var derim.
Bilinçli-sağlıklı günlere...
L.G.E
                             
                           
- Soğukkanlı ol ve güvenli bir yer ara.
- En yakın sıra veya masanın altına saklan.
- Başını bir yastıkla kapat. (Şiddetli bir depremde mobilya vb. cisimler devrilebilir. Bu nedenle başı korumak önemlidir)
- Depremi hissettiğin zaman hemen kapıyı aç. Deprem geçtikten sonra kaçış yolun hazır olmuş olur. (Deprem kapıları çarpıtır ve açılması olanaksız hale getirir.)
- İçinde bulunduğun odada sığınılacak bir yer ara ve deprem geçinceye kadar orada kal. Cam ve asılı tabela gibi cisimlerin düşmesi sokakta bulunanlar için büyük tehlikedir.
- Depremi hisseder etmez bütün alevleri söndür. Gaz ocağı ve gaz sobası gibi bütün ısı kaynaklarını söndürmek için acele et.
- Depremden sonra evi tahliye ederken elektrik sigortasını kapatmayı unutma. (Depremde yere düşen elektrikli aletler yere dökülmüş yanıcı maddelere temas edebilir)
                                       
- Çıkan bütün yangınları söndür. Yangın söndürmek için su veya yangın
söndürücü kullan. Komşuları uyarmak ve yardımlarını sağlamak için “Yangın Var” diye bağır. (1993 yılında Kushiro açıklarında bir adada meydana gelen depremde çıkan yangınların başlıca kaynağı sobalar olmuştur.)
- Dar sokaklardan, duvarlı sokaklardan, uçurum ve nehir seddelerinden uzak dur. Geçici olarak sağlam bir binaya veya meydana sığın. Ev veya bina saçaklarının altında durma çünkü çatı kiremitleri, tuğlalar veya beton parçaları üstüne düşebilir. Uçurum ve nehir seddelerinden uzak dur çünkü bu gibi yerlerde zemin gevşemiş olabilir ve yarılıp kayabilir.
- Bulunduğun yeri yaya olarak tahliye et ve yanına minimum miktarda kişisel eşya al.
- Kimlik ve sığınma kartını yanına al.
- Rahat ve bol elbise giy.
- Sırtında yalnız gerekli kişisel eşyanı taşı.
- Yaya olarak sığınma alanına git.
- Otomobil kullanma. Otomobiller trafik sorunu yaratır ve yardım araçlarının gecikmesine yol açar.
- Eğer deniz kıyısında yaşıyorsan şiddetli bir deprem (Sismik cetvelde 4 veya daha yüksek) veya zayıf fakat uzun süren bir sarsıntı hissettiğin zaman hızla daha yüksek bir yere sığın. Radyodan “tsunami” ile ilgili haberleri dinle.
- Dağ ve uçurum diplerinden uzaklaş. Toprak kaymaları depremden kısa bir süre sonra meydana gelir. Tehlikeli alanları mümkün olduğu kadar çabuk tahliye et. Toprak kaymalarının meydana geldiği yerlerden uzak dur.
- Öğrendiğin bilginin doğruluğundan emin ol.
- Söylentilere inanma. Haberleri teyevizyon ve radyodan izle. Büyük depremden sonra söylentiler kulaktan kulağa hızla yayılır. Bunlara inanma.
- Belediye, itfaiye ve polisin verdiği bilgilere uy.
- Telefonu gereksiz olarak kullanma. Afetin kapsamı hakkında bilgi edinmek için itfaiye v.b. yerleri aramak onların işlerini aksatır.
- İlk yardım için güçlerinizi birleştirin. Eğer çok yaralı varsa acil durum hizmetleri bütün vakalarla başedemez. Hafif yaralı afetzedeler için başkaları ile işbirliği yaparak ilk yardım sağla.
- Kurtarma için güçlerinizi birleştirin. Kişisel veya grup düzeyinde kurtarma faaliyetleri çok önemli rol oynar. Felakete karşı hazırlıklı olmak için evde ve yakınında elfeneri, battaniye, kürek gibi malzeme bulundurulması önerilmektedir. Grup düzeyinde bütün üyelerin kurtarma ekipmanının ve ilk yardım malzemelesinin nerede bulunduğunu bilmesi hayati önemi haizdir.
- Eğer yıkılmış bir bina veya düşen bir cisim altında kalmış birini görürsen diğer grup üyeleri ile gücünü birleştirerek kurtarma faaliyeti başlat.
- Eğer otomobildeysen derhal otomobili yolun kenarına veya boş bir yere çek ve motoru durdur. Radyodan haberleri dinle. Polisin uyarılarına uy. Anahtarı üstünde bırakarak yaya olarak oradan ayrıl. (Deprem sırasında otomobil kullanmak zordur. Bu, patlak lastikle otomobil sürmeye benzer.)

Tarih: , 13.3.2009 Kategori: Egitim
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

12 Mart İstiklal Marşı'nın kabulü

  

 

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal!


Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır. Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah'a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Şair "ben" diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?


Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah'ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


Allah'a şair hitap ediyor. Mehmet Akif'in Allah'tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.


Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Âkif ERSOY


Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitleri mizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah'a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır.


Tarih: , 9.3.2009 Kategori: Egitim
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ...

                                             
           
SEVGİLİ ARKADAŞLAR,

BU GÜN HÜRRİYET GAZETESİNDE OKUDUĞUM

Nuran ÇAKMAKÇI 'nın "BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ" HABERİ

BANA ÖĞRETMENLER GÜNÜ YAZISI OLARAK ÇOK ANLAMLI GELDİ!
SİZLERLE PAYLAŞIYOR İYİ PAZARLAR DİLİYORUM ...

L.GE
                     

Kurduğu okulun bahçesine öğretmeninin heykelini dikti

                                       

Bir yaşında annesini, 15 yaşında babasını kaybetti. Okumak için tek şansı yatılı öğretmen okuluydu. Zekiydi ama bir sorun vardı: Öğretmen okuluna kekemeler alınmıyordu. O gün, o sözlü mülakatta kendisi için çırpınan, gerekirse tazminatını bile ödemeyi kabul eden genç öğretmenini hiç unutmadı. Hayatını değiştiren öğretmenini buldu, heykelini dikti okulunun bahçesine. Çünkü o kimsesiz çocuk, İbrahim Arıkan, önce öğretmen oldu, sonra eğitim imparatorluğu kurdu, bugün 14 bin kişinin işvereni bir holding patronu.

İbrahim Arıkan, Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. Beş kardeşin en küçüğüydü. Bir yaşında annesini kaybetti. Köyleri Salur’da okul yoktu. İlkokula yakınlarındaki Doğankent’te başladı. Abisinin de okuduğu yatılı Kayseri Pazaraören İlköğretim Okulu’na gitmekten başka şansı yoktu. Zaten öğretmen olmak istiyordu. Ama o yıllarda öğretmen okuluna engelli ve kekemeler alınmıyordu.

Yine de denemeye karar verdi. Yazılı sınava girdi, kazandı. Sıra sözlü mülakata gelmişti. Mülakatta üç öğretmen vardı. Sorularını yanıtladı, daha doğrusu kekeleyerek yanıtlamaya çalıştı. Bugün bile o mülakatı gayet net olarak hatırlıyor: "Bana mercekleri sordular. Ben meeeeeerceeeeeekler diye başlayınca kekeme olduğumu anladılar. Bir öğretmenin güldüğünü fark ettim. Beni dışarı çıkardılar. Kazanamayacağımı anladım..." Gerçekten, öğretmenlerden ikisi onu hemen eledi. Ama, içlerinden biri, genç olanı, karşı çıktı. Üç yıllık genç öğretmen İsmet Devecioğlu (Dolay), çocuğun okula alınması için meslektaşlarıyla tartıştı. Başarılı olamazsa bütün sorumluluğu alarak, onun bir yıllık tazminat ücretini ödemeyi taahhüt etti. Bir yıllık bir şans vermeleri için meslektaşlarını ikna etti ve İbrahim Arıkan’ı okula yazdırdı.

Okul başlar başlamaz her sabah çalışması için ona programlar hazırladı. İbrahim, arkadaşları ve öğretmenlerinden önce sınıfa geliyor, sanki onlar varmış gibi bağıra bağıra konuşuyordu. Öğretmen kimi zaman kapı aralığından, kimi zaman koridordan onu kontrol ediyordu. Topluluk önünde konuşsun diye, onu okulun münazaralarına sokuyordu. 56 kıtalık şiirler ezberletti. Her dersinde sözlüye kaldırdı, her törende onu konuşturdu. İki yıl sonra öğretmenin tayini çıktı. Ama İbrahim kekemeliği yenmiş, okulun en başarılı öğrencisi olmuştu.
Yazının devamı için...
Kaynak:Hürriyet Gazetesi

Tarih: , 23.11.2008 Kategori: Egitim
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

Çocuklar daha kolay nasıl öğrenir?

                               İYİ GÜNLER ARKADAŞLAR,
Günümüzde çocukların ve gençlerin ilgisinin çok farklı alanlara kaydığı ve bu nedenle öğrenmenin zorlaştığı bir gerçektir.
Bu durumun anne- baba ve öğretmenler farkındayız.
Çocuklar ve gençlerin  öğrenmemek için direndiğini de görmek mümkün!
Aileler çocuklarını gerçek anlamda tanıyorlar mı? çocuklarının özelliklerini biliyorlar mı? Her çocuk , her genç farklı yapya sahiptir. Duygusal, fiziksel farklılıklar içinde insanın doğal olarak öğrenmesi de farklı olacaktır.
 Aşağıdaki yazı bir eğitimci olarak ilgimi çekti! Aileler ve öğretmenler olarak zaman zaman çok iyi bildiğimiz yada bildiğimize inandığımız konularda farklı görüş ve düşünceleri anlayıp okumamıza ihtiyaç olduğunu düşünürüm.
Kişisel farklılıkları hatırlamak, günümüzdeki çocukların-gençlerin ilgi ve isteklerinin kendi yararları yönünde artmasını sağlamak adına paylaşmak istedim.
Sevgiler...
L.G.E
                                     

Çocuğunuz nasıl öğreniyor? Müzik dinleyerek ders çalışması sizi rahatsız ediyor mu? Ya da masasının üzerine yığılmış, dağınık

kitaplar varken çalıştığını gördüğünüzde içinizden "Böyle ders mi çalışılır?" cümlesini geçirdiğiniz oluyor mu? Ödevlerini yaparken bir şeyler atıştırmak istiyor mu? Derslerini masa yerine koltuğa ya da yatakta uzanarak yapmayı mı tercih ediyor? Öğretmeni size

 dikkatinin dağınık olduğundan, sınıfta çok konuştuğundan şikayet ediyor mu?

Kız ve erkek çocuğunuz arasında öğrenme farklığını gözlemliyor musunuz? Tüm bunlar ailelerin cevaplarını merak ettiği sorular.

Oysa öğrenme stili üzerinde çalışan uzmanlara göre, her çocuğun

 ayrı bir öğrenme biçimi bulunuyor. Önemli olan çocuğun nasıl öğrendiğini belirlemek ve yeni bilgiyi onun öğrenme stiline göre öğretmek. Dünyada en çok araştırılan ve uygulanan Dunn&Dunn Öğrenme Stilleri Modeli'nin mimarı ve yaşamının 40 yılını bu

konuyla ilgili çalışmalara ayıran 79 yaşındaki St. John's Üniversitesi Eğitim Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rita Dunn öğrenme

 stillerini ve çocukların nasıl daha iyi öğrenebileceklerini anlattı ve ailelere uygulayabilecekleri ipuçları verdi.

                                              

KİMİ ÇOCUĞA SES KİMİNE IŞIK GEREK

"Öğrenme stilleri" kavramı ilk kez 1960'lı yıllarda ABD'de

tartışılmaya başlandı. Bu kavramı ortaya ilk atan da Prof. Dr. Rita Dunn oldu. Amacı her insanın farklı biçimde öğrendiğini ortaya koymaktı. Türkiye'ye Bilfen Okulları'nda bu sistemi kurmak için

 gelen Prof. Dr. Rita Dunn'a göre, "Çocuklar öğrenme konusunda

engelli değiller, bizler onlara öğretme konusunda engelliyiz.
" 1990'lı yılların başından itibaren öğrenme stilleri değişik
ülkelerde okullarda uygulanmaya başlandı. Burada amaç her öğrencinin öğrenme stilini belirlemek ve ona göre öğretmek oldu. Dunn'a göre öğrenme stilleri, "uyarıcılar" adı verilen çevresel, duygusal, sosyolojik, fizyolojik ve psikolojik olmak üzere beş
etkene ayrılıyor. Bu etkenler de
öğrenmeyi etkileyen en önemli faktörler.

DÜŞÜNME BİÇİMİ ÖNEMLİ

Öğrenme stillerine göre, öğrenciler sağ ve sol beyinlerindeki

baskınlığa bağlı olarak bilgiyi işleme ve düşünme biçimleri

açısından, analitik ve global (bütünsel) diye psikolojik açıdan

 ikiye ayrılıyorlar. Öğrenme stilleri ile ilgili 18 ülkede araştırma

yapan Dunn'un sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 85'i global.

 Ancak öğretmenlerin yüzde 65'i analitik. Öğretmenlerin çoğu

analitik olduğu için analitik öğrenen çocuklar, bu durumda çok

 şanslı. Öğrenmede kötü sonuçlar çıkmasının nedenlerinden biri de öğrenciler global olmasına rağmen, öğretmenlerin analitik olması. Globaller kendi hayatlarındaki önemini anlayana kadar konuya konsantre olmakta zorlanırken, analitikler kelime ve sayılara önem veriyor, detayları inceliyor. Bu nedenle de öğretmenlerin sınıflarında öğrencilerin öğrenme stillerini bilmeleri ve buna göre derse devam etmeleri gerekiyor. 


Kaynak: Sabah Gazetesi
                                                  

Tarih: , 15.11.2008 Kategori: Egitim
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

ZİL ÇALDI!



2008/2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ- VELİLERİMİZE HAYIRLI OLSUN!

YENİ ÖĞRETİM YILI,

BAŞARI-SAĞLIK-HUZUR-MUTLULUKLA GEÇSİN...




Okulların açılmasıyla birlikte öğrenci kıyafetleri ve yapılacak

değişiklikler konuşuldu.  Meb öğrenci kıyafetlerinde yapılacak

değişiklikleri açıkladı.

Öğrenci, taşıdığı kıyafeti özenle ve gururla giymeli! Kişi sevdiği-

benimsediği kıyafet içinde kendisini rahat ve özgür hisseder;)

Umarım uygulamaya geçildiğinde deforme edilmeden giyilsin...

L.G.E


İlköğretim öğrencilerinin "mavi önlük" giyme zorunluluğunu gelecek eğitim-öğretim yılından itibaren kaldırmayı planlayan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ilköğretim ve liseler için yeni kıyafet modellerini internetten yayımladı.

MEB, web sayfasından "Kamuoyuna Duyuru" başlığıyla yaptığı açıklamada,
planlanan yeni düzenlemeyle 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren ilköğretim okullarında "mavi önlük" mecburiyetinin kaldırılacağı belirtildi. İlköğretim ve ortaöğretim okul kıyafetlerine ilişkin modellerin MEB Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmayla geliştirildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Yapılacak bu düzenleme ile kıyafet serbestisi getirilmemekte olup,
okullarımızdaki tertip, düzen ve disiplinden vazgeçmek mümkün bulunmamaktadır.

Bununla, okul disiplini içerisinde öğrencilerimizin rahat edebilecekleri
kıyafetlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca öğrenci velilerinin okul
kıyafetlerini 2008-2009 eğitim-öğretim yılı için temin ettikleri ve kıyafet
üreticilerinin yine bu yıl için kıyafet ürettikleri de dikkate alınarak veliler
ve üreticilerin mali sıkıntıya girmemeleri bakımından bir yıl öncesinden bu yeni uygulamanın kamuoyu ile paylaşılmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir."
İnternetten yayımlanan kıyafet modelleri ilköğretim 1, 2, 3, 4, 5.
sınıflar, 6, 7, 8. sınıflar ve ortaöğretim öğrencileri için ayrı ayrı
tasarlandı. "Kış" ve "Bahar" mevsimleri için farklı hazırlanan modellerin
"spor" tarzları dikkat çekti.


Kaynaklar: İnternet haber...
 meb.gov.tr Devamı ...


Tarih: , 10.9.2008 Kategori: Egitim
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->



Technorati Profile



Image Hosted by ImageShack.us
Tasarım